Issız Adalar

Herkes mutlaka bunu hayatinda bir kez dusunmustur degil mi? Issiz adaya dusersem yanima alacagim 3 sey ne olurdu diye. Tabii ki ”lost” izlemis bir nesil icin hanim kizlarimiza bir adet Savyir, yagiz deluganlilarimiza ise en masum bakislisindan bir adet Keyt yeter de artar bile.

Issiz adaya dusersem yanima alacagim 3 sey ne olurdu yerine, yanima bir şey almadan dimdizlak sekilde dusmek istedigim 3 ada ustune yogunlasmak istedim. Her zaman o maillerle arkadaslarimizin is saatinde tam da bir seylere odaklanmisken gonderdigi ve butun motivasyonumuzu dusuren ve hayallere daldirtan, adeta cennetten bir parca gibi gorunen, hayatta bir kere gidilmek istenen meshur balayi adalarindan bahsediyorum.

Incelemeye listemize 3. siradan giren kara kita, Afrika’nin incisi Mauritius’la basliyoruz.

MAURITIUS

Haritalara bakinca pek gozukmeyen, Afrika’da buyuk ada Madagaskar’in komsusu Mauritius. Bazilarimiz ilk defa duymus olabilir bu ufak adayi. Ada 1.300.000 kisiye ev sahipligi yapiyor. Nufusun buyuk cogunlugu Hintli, onlari Afrikali, Cinli ve Fransiz takip ediyor. Tabii ki turizm en baslica gelirleri. Zamaninda kesiflerin ustasi Portekizliler bu minik adayi bulup ustune konmak istemisler velhasil yine sonunda Fransiz somurgesi olmaktan kurtulamamis (ulkenin ana dili Fransizca), 1968 yilinda en son Ingilizler’den yaka silkip bagimzisligini ilan etmis. Para birimi ise Rupi. ( 1 TL = 17.50 Rupi )

Dubai’den 6 saatlik bir ucus sonrasinda Mauritius’un baskenti Port Louis’e, Sir Seewoosagur Ramgoolam Havaalani’na geldik. ( site okurlari arasinda bu havaalanin ismini 10 kere takilmadan arka arkaya soyleyene 1 haftalik Mauritius tatili hediye edecegim. )

Otelimiz cok yamandi. Denizin kenarina konumlanmis La Plantation, kendisine ozel plaji, su sporlari aktiviteleri, restaurantlari ve sahilde dolanan ordekleriyle emrimize amadeydi. Sadece 36 saat kalacak olmak uzuntu vericiydi. Ve dertlenip -ucuz olmasi amaciyla- Dubai’den yanimizda getirdigimiz nevaleleri sahile getirip icmeye basladik.

Sahilde yaklasik 20 kisilik bir grupduk. Zaman su gibi akip gecti, hava karardi. Daha sonra otelin acik bufesine hucum ettik. Bu kadar eglenen bu insanlarin sadece 10 saat once tanistigini kim tahmin edebilirdi ki? Yorulanlar yavas yavas odalarina yollana dursun ben kendimi dalga sesleri esliginde sivrisineklere sunmak icin tekrar sahile indim. Yediler bitirdiler, ama onlarda kanimda bulunan alkolden etkilenip kafayi buldular sanirim. Bir sure sonra salca olmayi biraktilar. Artik guzel bir uyku beni bekliyordu.

Sabah uyaninca hemen kahvaltiya kostum. Yine Istanbul’da yaptigim kahvaltilari nekaa ozledigimi hatirladim. Iki ananas, biraz ekmek, kahve derken gecistirdim kahvalti faslini. Nerde bizim menemenler, tostlar, zeytinler, peynirler, simitler 😦

Uzuntulu kahvalti fasli sonrasi yine isimlerini hatirlayamadigim 3 kisiyle beraber tekneyle acilip baliklara bakalim dedik. Snorkel, gozluk ve paletleri otelden temin ettikden sonra keyifle zaman gecirdik. Geri kalan zamanimi da sahilde kitap okuyup, dinlenerek degerlendirdim.

36 saat goz acip kapayincaya kadar gecti. Daha sonra gelisimde adayi daha yakindan gormek istedim. Once otelden tur ayarlayip surat motoruyla cok ovdukleri selaleye gittik. Git git bitmedi, bende beklentiler iyice artti tabii. Cok ovdukleri selale koy cesmesinden hallice cikti. Daha sonra arastirdim ki bizim turcular accik bizi kaziklamis. Ne selaleler varmis da bizi en dandigine goturmusler. Alttaki fotograf neleri kacirdigimi ozetliyor. Yandaki fotograf da tur sirketlerinin her dedigine inanmadan biraz arastirma yapmak gerektigini kanitliyor. 

Ertesi gun yaklasik 10 kisilik bir ekip toplanip katamaranla denize acildik. 1750 Rupi ( 99 TL ) karsiliginda, sinirsiz yemekli, sinirsiz ickili, bol muzikli bir gun gecirdik. Yalniz hangi ara sarapla baslayip, rom ile devam edip, bira ile bitirdim onu tam animsayamadim. Gunes isinlari artik nasil dik bir aciyla geliyorsa demek… Ertesi gun uyanip aynaya baktigimda, dun yedigim istakozlara ne kadar da benziyormusum yahu diye dusunmeden edemedim. Kipkirmiziydim.

Selam kizlar, sizlere daha once cok fena baliklama atladigimdan bahsetmis miydim?

Dogasiyla, bitki ortusuyle, gunesiyle, deniziyle, aktif olmayan yanardagiyla, nesli tukenmis Dodo kusuyla ( bkz. dodo kusu nedir ) Mauritius hafizalardan cikmayacak gunler yasatmisti bana. Ama durust olmak gerekirse, hani dusmeden once sorsalar ”hangine dusmek istersin gulum?” deseler biraz dusunurdum. Cevabi bulmam pek gecikmedi. Dusmek istedigim ada bu degildi. Bir Alex degildi. ( Bu arada, Mauritius tatili konusunda saka yaptim a dostlar. Ama negzel bak biri dese ki Mauritius’un havaalaninin ismi ne, hemen sak diye soylersiniz artik. Bu kiyagi unutmayiniz efenim. )

Listemize 2. siradan girip, liderligi kovalayan Mauritius’dan kucuk, Kasik Adasi’ndan buyuk herkeslerin ismine asina Seyseller var sirada.

SEYSELLER

Hangimiz Seyseller’e gideyim derken butce yetersizliginden kendimizi Veyseller’in yazliginda bulmadik ki. Yine Afrika kitasina ait Mauritius’a kiyasla mini minnacik bir kara parcasi toplulugudur. 115 adadan olusan bu renkli ulke Hint Okyanusu’nda bulunmaktadir. Yine en yakin komsularindan biridir Madagaskar. Seyseller ayni zamanda 87.000 kisilik nufusuyla Afrika’nin en az nufusa sahip ulkesidir.

Hazir Mauritius’u kesfetmisken yolu uzerinde olan bu adalar toplulugunu da kesfetmis Portekizliler. Yine Mauritus’da ki kisir dongu Seyseller’de de yasanmis. Once Fransizlar ( ulkenin ana dili Fransizca ), sonra Ingilizler. 1976’da ulke Ingiltere’den ayrilip kendi bagimsizligini ilan ederken, ada halkinin renkli hallerini adeta ulke bayragina yansitmis. ( bkz. Seyseller bayragi ) Para birimi olarak Rupi’yi secmisler. ( 1 TL = 7.33 Rupi )

Adalar arasinda para konusunda en keyifli calismayi Seyseller yapmis bence. Monopoly parasi gibi paralari var renkli renkli. Kaplumbagalar, baliklar 🙂

Dubai’den 4 saatlik ucustan sonra Seyseller’in en buyuk adasi olan Mahe’de bulunan baskent Victoria’ya indik. Ucus kisa surdugu icin yorgun bile hissetmiyordum kendimi. Hemen otele gelip, ustumu degistirip disari cikacaktim. Benimle beraber gezmek isteyen, bir Ingiliz ve bir Koreli ( isimleri hatirlamama ne kadar sasirdiniz degil mi? ) hatun kisilerle araba kiralayip adayi kesfe cikmaya karar verdik. En miniginden sagdan direksiyonlu ”Kia Picanto” icin 40$ odedik bir gun icin. Eger otelden kiralamasaydik daha da ucuza bulabilirdik belki. Ama 24 saat zamanimiz oldugu icin vakit kaybetmeye gerek yoktu. Arabaya binmek icin kapinin onune ciktigimizda 5 metre ilerisini goremeyecegimiz sekilde sagnak bir yagmur baslamisti. Yarim saat once sizi yakan gunes artik yoktu.

Tropikal iklim sizinle dalga geciyordu adeta. Cok yagmur yagiyor, napicaz butun gun diye dusunurken gunesin kendini gostermesiyle yuzlerimiz gulmeye basladi. Araba kiralayip gezmenin en guzel yani istedigin yerde, istedigin zaman durup fotograf cekip, diledigin yemegi yiyecegin restauranti secebilmekti. Turlarin o duraganligi yok, her an baska heyecan. Hayatimda ilk defa sagdan direksiyonlu bir araba kullanmam zaten basli basina bir heyecan. En basta alismakta zorluk cektim. Bildigin karsi yone falan girdim ama arabadaki hatunlarin cigliklari falan hemen anladim olayi. Cok cakalim ya 🙂

Victoria daglik tepelik bir yer. Bir bakiyorsunuz 5 dakika durmaksizin tirmanirken, 10 dakika assagiya iniyorsunuz sonra. Tepelere ciktikca manzara mukemmele cok yaklasiyordu.

Elimizde harita sagdan mi soldan mi gidelim derken saatler gecmis cok acikmisiz. Hazir gunes de yuzunu saklamamisken, sahilde bize onerilen restauranta gidip hem karinlarimizi doyurup hem de kendimizi denize atmak istedik. Buna kara verdikten yaklasik 1 saat sonra bulabildik restauranti. Biz cok elit bir yer beklerken, bildigin sahilde bulunan kafeterya cikti. Bu saatten sonra pek de farketmiyordu gerci.

 

Once ahtapot salatasi sonra balik ve patates kizartmasiyla 2 kadeh beyaz saraba 180 Rupi ( 24.50 TL ) verdim.Yemekleri yedikten sonra hepimizin yuzune adeta renk gelmisti. Artik denize girmemek icin hicbir neden yoktu. Hemen kafeteryanin onundeki sahile oturduk. Deniz her ne kadar o fotograflar da gorunen dalgasiz, durgun, acik turkuaz renginde olmasa da o kadar yol geldikten sonra denemeye degerdi.

 

Yorucu ve dolu dolu gecen gunun ardindan artik otele donmek uzere yola ciktik. Hava coktan kararmisti. Ucus yorgunlugu ve gunun yorgunlugu birlesince araba kullanmak adeta bir iskenceye dondu. Sagolsun hatun kisiler arabada fosur fosur uyurken, gozlerimin acik kalmasi icin bir ara kendimi tokatlamaya basladim. Otele geldikten sonra yataga oyle bir attim ki kendimi, ertesi gun kahvaltiya bile inmeden hemen hazirlanip donus yolunu tuttum.

Bu tarihten yaklasik 1 sene sonra tekrar geldim Seyseller’e. Tekrar adanin heryerini kesfetmek icin araba kiraladim. Baska bir sahilde yemek yedim. Denize girerken sahilde degerli esya birakmamak icin hepsini arabanin koltugunun altina sakladim. Yanimda sadece plaj cantasi ve araba anahtarini aldim. 20 dakika denize girip ”hayat negzel lan” diye dusurken saatin ilerledigini dusunup ciktim denizden. Havlumun yanina yaklastigimda ise gunes gozlugumun olmadigini farkettim. Hemen cantaya baktim ve beklenen oldu. Arabanin anahtari yoktu!!!

Arabayi denize girdigim yerden 70 metre uzaga park etmistim. Yanina kostum hemen. Ohh cok sukur araba yerinde diye dusunurken, arabanin anahtarinin kapida sallandigini farkettigimde at tepmise dondum. Hirsiz kisi once cantadan arabanin anahtarini calip, arabayi bulup, koltugun altinda bulunan telefonumu, fotograf makinemi, cuzdanimi goturmus. Sahilde giden gunes gozlugum ve tisort cabasi.

Her ne kadar polise gitsem de hicbir sey olmadi. Giden gitti. Uzucu bir aniyla hafizama kazinmis oldu Seyseller boylelikle. Siz siz olun, araba falan kiralarsaniz, anahtari yaninizdan ayirmayin.

Yasadigim soygundan sonra bir daha Seyseller’e gitmem desem de ucus ciktiktan sonra pek de secim sansiniz yok. Bu sefer otelimde efendi efendi oturmaya karar verdim. Sutten agzim yanmis bir kere. En son kaldigimiz otel degismis adeta cennetten bir kose secilmis bu sefer. Constance Ephelia Resort adeta ufak bir cennet bahcesini andiriyordu. Odama girdigimde otele bir kez daha hayran oldum.

Yine yagmura yakalanmistim. Gunes yuzunu gostermeye bugun pek niyetli degildi. Yagmurun dinmesini bekleyip ogle yemegini yedikten sonra sahile gittim. Bu arada otelde 3 tane sahil var. En durgun, dalgasiz olanini tercih ettim ben. Otel icinde yolumu bulmak icin haritami yanimdan ayirmadim. Otel icinde mesafeler uzak olunca sizi istediginiz yere golf arabasiyla goturen gorevliler hayatinizi kolaylastiriyorlardi. Otelin icinde kocaman kamplumbagalar vardi. Etrafta buyuk yengecler, orumcekler, yarasalar Seyseller’in keyfini cikartiyorlardi.

Sahile geldim. Arada sirada yagmur atistiriyordu. Seyseller icin mukemmel bir gun degildi ama kitap okumak ve sadece dalga seslerini dinleyip kahvemi yudumlamak icin her sey mukemmeldi.

Huzur buydu. ( Huzuru dinlemek ve gormek isteyenler icin bkz. http://www.youtube.com/watch?v=sLNx2TCSTIw&feature=context-cha )

Sahilin sol tarafinda bulunan genc cift yaklasik 10 kisinin bulundugu bu sahil dugununde evleniyorlardi. Yanimda bir ”kucuk” olmadigindan dolayi uzaktan izlemekle yetindim.

Yesilin her turlusunu barindirmasiyla, yagmur yagiyor diye endiselenirken sizi yakan gunesiyle, sahiliyle, dagiyla, tepesiyle, hirsiziyla, polisiyle, kocaman kaplumbagasiyla, yengecleriyle Seyseller siradan bir yer degildi.

Ama sanki birseyler eksikti. Denizi tam da istedigim gibi degildi. Yine bir Alex degildi. Dunya paralar harcayip tatil yapmaya degecek bir yer hic degildi. Soyle idi, boyle idi. ( uzar gider bu )

MALDIVLER

Ulkemizde yukarida yazdigim adalardan daha cok bilinen bir yer Maldivler. Hani su meshur reklamlarin cekildigi adalar toplulugu. Balayi ciftlerinin hayallerini susleyen, turkuaz deniziyle sizi buyuleyen ufacik adaciklardan olusan, 100 yila kalmaz denizin dibini boylamasi ongorulen, mutlaka gorulmesi gereken bir memleket. Sen desen ki simdi e ne olacak bu insanlarin hali 100 yil sonra, Avusturalya onlari alacak, gocmenlik falan, adamin sulalesi raad bu saatten sonra valla.

Ulkede yaklasik 1200 ada olmasina ragmen sadece yine yaklasik 250 tanesinde yerlesim var. 86 ada sadece otel olarak kullanilmaktadir. Ulke nufusu ise 330.000 civarinda olup zamaninda Muslumanligi kabul etmisler. Maldivler’de sadece turistlere icki satisi yapilmaktadir. Eger Maldivler vatandasiysaniz icki icemezsiniz. Ulke kanunlari Suudi Arabistan’dan biraz hallice.

Buraya gelip gezilerine devam etmek isteyenler icin en guzel alternatif tabii ki 700 km otesinde bulunan Sri Lanka. Maldivlere kadar gelmisken pek de kacirilmayacak firsat.

Maldivler’e is icin degil de tatil icin geldigimden daha uzun kalabilecektim. Planim 3 gun kalip ordan Sri Lanka’yi kesfetmekti. Evden cikmadan once son kontrollerimi yapip, sirt cantami son kez kontrol ettim. 1 hafta kaplumbaga gibi gezecektim. Bunun 3 gunu Maldivler, geri kalani ise Sri Lanka’yi kapsiyordu. Sri Lanka’ya baska bir yazimda deginecegim.

Dubai’den gece saat 03.00’de kalkan ucagimiz 4 saat sonra Maldivler’in en buyuk sehri Male’ye indi. Dubai-Male ucusunda kabin memuru olan arkadasim Kadir gorevli olarak calisiyordu. Sagolsun beni sampanyayla karsiladi. Ee ne de olsa Maldivler’e gidiyorum degil mi? Gece ucusu oldugu icin, uyku ickiden tatli geldi ve koltugumda uyudum kaldim.

Ilk yurtdisi seyahatim oldugundan midir  yoksa heyecan seven bir yapim var bilemedim ama Maldivler’e gelirken yanima aldigim tek sey kutsal kitap Lonely Planet oldu. Yani herhangi bir otele onceden rezervasyon yaptirma geregi duymamis, ” hele bir gidelim bakariz yea ” rahatliginda adimimi attim bizden vize istemeyen adalar topluluguna.

Kafami saga sola vurmadim degil tabii. Cunku zaten 3 gun kalacakken Maldivler’de 1 gunumu Male’de avare avare gezerek harcadim. Halbuysa o anlari sahilde kopek baligi kovalayarak gecirebilirdim. Neyse efenim, ders oldu.

Lonely Planet’dan buldugum Candies adli otele 2 kisi 1 gecelik 97$ odedik Male’de. Odamda biraz dinlendikten sonra hemen bir internet kafe bulup ertesi gun icin otel bulmaya calismam gerekiyordu zira Male’de yapacak birsey yoktu. Buyukada’dan hallice bir yer Mahe. Tek farki arabalar, motorlar var. At boku yok.

Otelde dinlendikten sonra havaalani manzarali bir cay bahcesinde biseyler atistirdim. Balik ve patates ile kolaya 95 Rufiyaa ( 1 TL = 8.5 Rufiyaa ) verdim. Otellerde dolar kullanirken, yerel esnafdan rufiyaa ile alis veris yapabilirsiniz. 

Havaalani basli basina bir ada. Indikten sonra teknelerle Male’ye gelebiliyorsunuz. Yok ben yuzerim derseniz orasi size kalmis canlar. Uzaktan bakinca ucak denizin ustunde duruyormus gibi gozukuyor. Karnimi doyurduktan sonra ertesi gun gidecegim oteli bulmaya gelmisti sira. Fakat 1 saat yurumeme ragmen sehirde internet kafe bulamamistim. Kaldigim otelde de yoktu. Sora sora Bagdat bulunur sozunden yola cikarak onume gelene sormaya basladim. Sagolsun adamin biri mobiletiyle beni internet kafenin onunde indirdi. O adam olmasaydi orayi bulmam imkansizdi.

Amansiz arastirmalarimdan sonra fazla bir secenegim olmadan Embudu Village denen otelde yeri ayirttim. Yarin sabah Male’de ki limandan botla alip otele gotureceklerdi.

Keyfim yerine gelmis, isimi garantiye almistim artik. Artik Male’nin arka sokaklarinda kaybolup ( artik ne kadar mumkunse ) hic tanimadigim yuzlerin fotograflarini cekebilirdim.

Marine Drive denen sahil yolundan yurumeye basladim. En sonunda balik pazarina denk geldim. Turlu turlu balik, degisik kokular. Nerdeyim ulan dedim.

Benim gibi hamsi seven adam icin bu baliklar birer canavardi. Benim kadar disleri olan balik mi olur? ( bunu diyen 2 gun sonra kopek baligiyla yuzdu ) Yerde siralanmis koca kafali baliklara bakarken hamsiye saygim 3 kat daha artti. Ilk gordugum yerde tavasini, pilavini, tursusunu, tatlisini yiyeyim dedim kendi kendime.

Sabah olsa artik su ”cennet” dedikleri adayi gorsem derken birden heyecan basti icimi. Yatcaz kalkcaz ve artik Maldivler’de ufacik bir adanin birinde gunesin, denizin, kumun tadini cikartacaktim. Bunlari dusunurken uyuya kalmisim.

Sabah sozlestigimiz saatte surat teknesi bizi aldi. 45 dakikalik bir yolculuktan sonra Embudu Village’deydik. Esyalari odaya biraktiktan sonra etrafini soyle bir yuruyup gorelim dedik fakat bu sadece 8 dakikamizi aldi. O kadar minik, sirin bir adaydi burasi. Male’de ziyan edilen bir gun icin cok uzuldum bu guzel adayi gorunce.

2 gun, 2 kisilik oda icin her sey dahil 3-4 yildizli bir resort icin 714$ odedik. Tabii ki 2 gunlugu 4000$ olan adaciklarda (gemicik gibi birsey) var ama butce olarak burasi bize daha uygun gelmisti. Odaya yerlesme islemleri bittikten sonra hemen acik bufeye kosup ogle yemeginde karnimi bir guzel doyurdum. Bundan sonra yapilacak sey ise aksam yemegine kadar sahilde takilip ”her sey dahil” in tadini cikarmakti.

Butun gun sahilde tembellik yapip, saraptan girip votkadan ciktiktan sonra aksam yemeginden sonra sizmam pek gec olmadi. Sabah soyle bir manzaraya uyanip, hemen hamaga atiyordum kendimi. Bu tatilin anilarini karalamaya buralarda baslamistim a dostlar.

Ilk gun tam haydi denize girelim derken, tam her sey hazir, deniz suyu guzel, hava gayet musait, gunes hafiften yakmakta. O da nesi? Bir dalgic, hayir maketten bir tekne, yo yo buyuk bir hamsi. Hayir efenim, bildigin kopek baligi. Evet, bildigin.

Jaws izleyip, bununla buyumus bir cocuk olarak karsimda kopek baligi gorursem bir duraksarim. Beybi veya besili olmasi birseyi degistirmez. Kutle olarak ondan buyuk olsam da deplasmanda puan arayan ligin sonuncu takimindan farkim yok su beybi jawsin karsisinda. Ne yalan soyliyeyim once bir tirstim. Ama otelde calisan kardolar bunlarin zararsiz olduklarini soyleyip, yakalamaya veya zarar vermeye calismazsaniz onlarda sizi yemez diye ikna ettikten sonra gotum gotum suya girmeye basladim.

Dizlerimin derinligine gelip yaklasik bir saat durdum sanirim. Dusmanimi anlamaya calisiyordum. Beni yemek ister miydi? Anasini cagirir miydi? Sagim solum kanar, minik beybi jaws benden 150 gr kopartir miydi? Ama bu minik beybi jawslar pek beni yemeyi dusunmuyorlardi sanirim. Onlarin derdi mahalleden arkadaslarca toplanip, 7-8 jaws olup minik balik surulerine saldirmakti. Buyuk balik yine kucuk baligi yedi arkadas.

Denize girmek istiyorum ama boyle hafifden tirsiyorum tabii. Dize kadar geldim ama  ne bileyim iste kopek baligi sonucta. Baktim onumde yuzen amcalar teyzeler var. Sanki 40 yillik arkadaslarim gibi atladim yanlarina. Cesaret aldim bir nevi onlardan. Baktim onlar aciliyor bende acildim. Amca bir kulac atti, ben iki. Tabii bende snorkel, palet tam takim. Bir yandan gozum denizin dibinde. 3 metrelik derinlik bir anda ben diyeyim 20 metre oldu. Zaten o turkuazdan maviye gecme noktasi bu iste. Nasil tirstim bir anda anlatamam. ”Anani” demeye kalmadan suyun icinde kafayi saga cevirince benim boylarda bir kopek baligi gormem……

”Hassss” dedikten sonra artik yapcak bisi yok n’apalim dedim. Kafayi sudan cikardim. Boyle baya bekliyorum acaba nerden kapacak diye. Bekle, bekle isiran yok. Dedim o zaman kacayim ben. Paletlerden aldigim gucle kiyiya nasil attim kendimi bilmiyorum.

Ama o kopek baligini gorene kadar cok keyifli zaman gecirdim, gozlukler sayesinde bakindim durdum denizin altina. Denizin alti adeta bir tablo gibiydi. Deniz altinda ceken fotograf makinasi almadigim icin kendimi zorla kopek baligina isittirasim geldi. Sonra caydim. Ben bu kadar cesitliligi ne Mauritius’da ne de Seyseller’de gormedim.

Ertesi gun tabii ki daha bir tecrubelenip, daha bir cesaretle adimimi attim Hint Okyanusu’na. Ege’ye benzemez haci, isiriverirler. Zaten 2 gunluk tatil, tam ortama alistim derken tatil bitmesi gercekten cok uzucu. Fakirligin gozu korolsun.

Artik son gun iyice profesyonel hissediyordum kendimi. ”Selaminaleykum agalar” diye once bir merhaba dedim beybi jawslara sonra da kendimi serin sulara biraktim. Snorkel, gozluk, palet 3’lusu benim icin artik tarihin unutulmaz 3’luleri arasina coktan girmisti.

Renk renk baliklari kovaladim, ahtapotlara pandik attim, kopek baliklarina ”tu kis kis” dedim. Sahilde otur otur darlanip accik yuruyeyim dedigim zaman dalgalara kapilan bir adet teyze gordum. Kocasi gayet rahat bir sekilde sahilden izliyordu. Bulasmadim. Bende izledim. O kadar yildan sonra amcanin da bulasmamasina hak verdim. Teyze kendi imkanlariyla kurtuldu.

Ada guzeldi nitekim, fotograf cekmeyi ihmal etmedim. Alin bakalim masaustuluk fotograf size.

Nihayetinde, ne Mauritius ne de Seyseller bir Maldivler olamadi. Maldivler gerek turkuaz deniziyle, gunesli havasiyla, jawsiyla, her renkten baliklariyla, gecesiyle, gunduzuyle, en dandirik otelllerinde bile size keyifli bir tatil sunmasiyla acik ara farkla diger rakiplerini geride birakti. Bildigin sampiyon oldu.

Maldivler, bir Alex’ti. Dimdizlak Embudu Village’e dussem hic hayatimdan sikayetci olmazdim. ( viral reklam gibi oldu da oyle birsey yok yani 🙂 )

1 Comment

Fatih Ürünveren için bir cevap yazın Cevabı iptal et